Elmalılı Tefsirini M. Kemal yazdırdı yalanı

ÖNEMLİ NOT:
Konu, M. Kemal’in “Elmalılı Tefsirini” yazdırıp yazdırmadığı ile ilgilidir. Bunu yazdırmadığı da konuda ele
alınmıştır.
Ama….
M. Kemal’in fransızcadan Türkçe’ye tercüme ettirdiği bir Kuran meali var. Fakat bunların ikisi birbirinden
farklıdır. Yazımızda da geçtiği üzere 1. Meclis’in güzide müntesipleri Kuran’ın mealini Mehmet Akif’e, tefsirini
de Elmalılı Hamdi Yazır’a yazdırmak istemişler.
Mehmet Akif meali yazdıktan sonra, meali kendisinin ve 1. Meclis’in niyeti dışında M. Kemal ve bazı arkadaşlarınca “Türkçe ibadet” ucubeliğine alet edileceğini ve meale “Kuran” muamelesi yapılacağını sezdiği icin, teslim etmekten vazgeçmiş ve aldığı ücreti de iade etmiştir. (Kuran; orijinal lafzıyla Kuran’dır, tercüme
edilenler Kuran olmayıp ancak meal olabilir ve meal ile ibadet -namaz vs.- edilmez.

Meclis’e darbe yapan M. Kemal ve cuntası yeni bir meal arayışı içerisine giriyor. (Elmalılı Hamdi Yazır’ınki
meal olmayıp tefsirdir.)
Tarihlere bakalım:
M. Akif mealinin ve Elmalılı tefsirinin yazılma kararı 1. Meclis döneminde vuku buluyor… Yani 1923’ten önce olması lazım, zira o tarihte M. Kemal ve cuntası tarafından 1. Meclis’e darbe yapılmıştı. M. Kemal’in tercüme ettirdiği Kuran meali ise 1931 yılında fransızcadan Türkçe’ye tercüme edilmiş [1] ve Türkçe açıklamalarıyla
yayımlanmıştır. 1932 yılı Ocak ayında bu çeviriden alınma parça, ilk kez Istanbul’da bir camide açıkca
okundu.[2]
Dolayısıyla bunlar birbirinden farklı konular.
Kazım Karabekir M. Kemal’in, Kuran’ı (1931) tercüme ettirmek hususundaki maksadını kendisine şöyle açıkladığını yazıyor;
“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (yalanlarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”[3]
M. Kemal Atatürk’ün yakın dostu Falih Rıfkı Atay’da Kazım Karabekir ile M. Kemal Atatürk’ün münakaşa
ettiklerini “Atatürkçülük nedir?” isimli eserinde teyid etmektedir.[4]
Neticede Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri başka, 1931 yılında M. Kemal’in talimatıyla fransızcadan Türkçe’ye
tercüme edilen Kuran meali başkadır. Ikisini karıştırmamak lazım. Ayrıca orada bulunanlardan hiç kimsenin,
Kazım Karabekir’in bu sözlerini yalanladıkları bize ulaşmadı.

Şayet M. Kemal Atatürk Elmalılı tefsirini yazdırmış olsa bile bu ne anlama geliyor?
Müslüman olduğu anlamına mı geliyor? O halde Kur’an’ı tercüme ettiren bütün devletlerin reisleri müslüman
mı olmuş oluyor? Farzedelim ki öyle (haşa)… O halde “Tanrısızlığın ilmihali” isimli ateist düşüncenin ürünü
olan kitabı tercüme ettirmesi M. Kemal Atatürk’ü “ateist” yapmaz mı? Söz konusu kitabın basımı M. Kemal Atatürk’ün emriyle Istanbul’da Devlet matbaasında gerçekleştirilmiştir. 1928 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında “Aklı Selim” adıyla yayımlanmıştır. Dikkatinizi çekerim “Aklı Selim” adıyla yayımlanmıştır.

Tanrı tanımayanlar, akıllı mı oluyor yani?
Milli Gazete yazarı FAHRI GÜVEN “Küçük Hamdi’nin Tefsirine M. Kemal Paşa’nın dahli” adlı makalesinde
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirinin nasıl kaleme alındığını yazdı. İşte
Fahri Güven’in makalesinden alıntı;
Küçük Hamdi’nin Tefsirine M. Kemal Paşa’nın dahli
Yaşadığı dönemde “Küçük Hamdi” ismiyle maruf olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış
olduğu “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsir, Cumhuriyetin ilk döneminde kaleme alınmış bir tefsirdir. Aradan
neredeyse 70 küsur yıl geçmesine rağmen hâlâ işlerliğini ve önemini korumaktadır. Bu tefsir Birinci
TBMM’nin güzide vekillerinin talebiyle kaleme alınmıştır. (1. TBMM’ne M. Kemal darbe yapmıştır ve ardından
kendine yakın olanları seçmek suretiyle 2. TBMM’ni kurmuştur.*) M. Kemal Paşa’nın bu tefsiri yazdırttığı
düşüncesinin hiçbir temeli, dayanağı yoktur.
Geçenlerde değer verdiğim bir Hoca Efendi’yi ziyaretimde konuyla ilgili Elmalı’nın tefsirinden bahis açıp,
Elmalılı’nın M. Kemal Paşa’nın emriyle tefsiri yazdığını söylemesi karşısında gerçekten çok şaşırdım.
Kalabalık bir topluluk önünde Hoca Efendi’yi uyarmanın doğru olmadığını düşünerek bu büyük sehvi
görmezden geldim. Daha sonra fırsatını bulup uygun bir lisanla bahsi geçen “İddianın” yanlış olduğunu,
tefsirin tamamıyla 1. TBMM’nin güzide müntesiplerinin aldığı karar sonucunda Muhammed Hamdi Yazır’ın
telif ettiğini uygun bir lisanla anlattım.
Fakat gelin görün ki, karşılıklı takdiramiz duygular beslediğimiz Hoca Efendi bizim söylediklerimize, bir başka
ifadeyle söz konusu tefsirin “M. Kemal Paşa ile hiçbir alakası olmadığı” şeklindeki beyanımızı kabul etmedi.
Derken daha sonra beş altı kişi daha geldiğinde tartışmamız sürdü. Hoca Efendi’ye, “Söylediklerini
doğrulayan hiçbir kaynağın olmadığı” şeklindeki ifademiz karşısında iş istenmeyen bir boyuta taşındı.
Savunduğu düşüncelerin doğru olmadığını belirttim. Hoca Efendi anlayamadığım bir şekilde yanlışı
savunmakta ısrar etti. Konuyu bir kez araştırıp birkaç gün sonra görüşmeyi talep edince rahat bir nefes
aldım. Çünkü bu çok doğru bir yöntemdi. Talebini kabul edip ayrıldık. Söylediklerimi kaale almasa da Hoca
Efendi’nin bu teklifi içime su serpmiş, beni bir nebze olsun memnun etmişti.
Belirtilen gün ve saatte tekrar buluştuk. Hoca Efendi yanlışta ısrar edip, ben inceleyip araştırdım, konu benim
belirttiğim şekilde demesin mi? Tabii iş iyice zıvanadan çıktı. Kendisine konuyla ilgili yirmiden fazla makaleyi
takdim edip yanlışını ortaya koydum. Tabii Hoca Efendi alı al moru mor olmuştu. Ne var ki ayrılırken çok
üzgündüm. Değer verdiğim Hoca Efendi’ye karşı güvenim sarsılmıştı. Neden bu kadar ısrarcı olmuştu. Hâlâ
bu sorumun cevabını kendi kendime verebilmiş değilim. Peki evladım bir bakalım, nerede yazıyor? Diye
cevap verseydi sanki kıyamet mi kopardı?
Üzüntüm ise güven sarsılmasından kaynaklanıyordu. Defalarca acaba konuyu hiç açmasa mı idim, diye
düşünmeden edemedim.
Hâsılı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayınlanan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” adlı
tefsirinin M. Kemal Paşa’nın emriyle hazırlandığına dair iddianın hiçbir aslı astarı yoktur. Bir kaç arkaik
muharririn bu meyanda yazdığı yazılarında hiç bir mesnedi yoktur.



KAYNAKLAR:
[1] Cemil Meriç, Ümrandan Uygarlığa (4. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul 1998), sayfa 322
[2] Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi (Eser Matbaası, İstanbul 1977), 5/ 1950.
[3] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 94
[4] Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük nedir?, Istanbul 1966, sayfa 47,48.
Not kısmı “Anti CHP Arşivi” Sayfa yöneticisine ait.

Kadir ÇANDARLIOĞLU

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: