Halifeliğin kaldırılmasının yankıları

ABD BASINI: Türkiye Kuran’ı ve Halifeyi tekmelemekle kurtuldu
Cumhuriyet Tarihi’nin en netâmetli ve yüksek sesle tartışmasına en fazla çekince konan mevzûlarından birisi de hiç şüphesiz “halifeliğin ilgâsı vak’âsı”dır. Husûsen de, İngilizlerin dahlinin olup olmadığı öteden beridir zihinleri kurcalayan çetrefilli bir sual olarak ağırlıklı bir yer edinmiştir. İngilizlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını kabul etmek karşılığında halifeliği Lozan’da pazarlık masasına yatırdığı ve Türk Heyeti’ne lağvedilmesi istikâmetinde baskı ve dayatmalarda bulunduğu iddiaları, meselenin üzerindeki kesif sis perdesini aralama noktasında projektör vazifesi görmüştür. Hâlen spekülasyonu yapılan bu sorulara dolaylı da olsa cevaplar verebilmek için, halifeliğin kaldırılmasının Batı ve İslâm Âlemi’nde meydana getirdiği yankıları sunmak fevkalâde isabet arz edeceği gibi, aynı zamanda meseleye farklı bir perspektif de kazandıracaktır. Belki bazı ifadeler sert, ağır ve mübâlağalı gelerek hoşa gitmeyecektir; ancak tarihî bir vâkıâyı yansıttığı da göz ardı edilemez. Hiçbir yorum ve değerlendirme yapmadan kaynaklardan aynen aktarıyoruz.

İNGİLTERE’NİN BAKIŞI: SÜRPRİZ GELİŞME
Halifeliğin ilgâsı gerçekleşince, Ingiltere’nin Musul’daki resmî görevlisi, bunu hayretle karşılayıp inanmakta güçlük çektiklerini rapor etmiştir. Ingiliz görevli; halifeliğin lağvedilmesiyle, Türklerin kendi bindikleri dalı kestiklerini ve bunun da Ingiltere için inanılmayacak kadar mükemmel bir şey olduğunu yazmıştır.[1] Ingiliz Büyükelçi Ronald Lindsay ise, 8 Şubat 1926 tarihli raporunda şunları kaydetmiştir: “Laik Türkiye’nin Müslümanları, artık Ingiliz Imparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkmıştır. Laik Türkiye ile yakın ilişkiler Ingiltere’ye yarayacaktır.”[2] Meşhur Ingiliz Tarihçi Arnold J. Toynbee’nin gayet yerinde olan şu değerlendirmesi de bir hayli enteresandır: “Halifeliğin kaldırılmasıyla, Türkiye, Islâm Dünyası’nın merkezi olmaktan çıkmıştır. Türkiye, Islâm’ın mânevî önderliğini bırakıp, köşe başını dönüp dünyevî bir hükümet kurup halifeyi sınırdışı edince, batılılaşmanın nimetlerine karşılık Islâm birliği ve Islâm’ın desteğinden vazgeçer olmuştur. (…) Ne olursa olsun halifelik, Islâm toplumunun en birleştirici ve Islâm’ın geçmişi ile en güçlü bağı sayılmıştı. Bu kurumun kaldırılması belki de, yüz yıl önce Napolyon Savaşları sonunda Kutsal Roma Imparatorluğu’nun sona ermesiyle Batı Avrupa’da meydana gelen şoka benzer bir etki yapacaktır.”[3] Ingiliz yazar Philips Graves ise Islâm ülkelerindeki Ingiliz menfaatleri açısından hadiseyi şu şekilde kritize etmektedir. “Türk Cumhuriyetçileri, Müslüman vatandaşları olan herhangi bir devlet için her zaman güçlükler yaratabilecek bir kurumu; makâm-ı hilafeti ortadan kaldırmakla, niyetleri öyle olmasa da, Britanya Imparatorluğu’na olağanüstü bir iyilik yapmışlardır.”[4]

FRANSIZLARIN YAKLAŞIMI :
Fransız Temp Gazetesi’nin Istanbul özel muhabiri Paul Gentizon ise şu yorumu yapmıştır: “Avrupa memnun olabilir: 19. asrın başından beri Osmanlı Imparatorluğu’na durmadan telkin ettiği husus nihâyet gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti, eski Türkiye’nin üç asırda yapamadığını üç günde gerçekleştirdi. Ânî bir davranışla teokrasinin son kösteklerinden kendini kurtaran Türkiye, Avrupaî fikirlerin izinde duraksamadan ileriye atıldı… Türkiye Cumhuriyeti, hakikatte, kendisini Asyalı geleneklere bağlayan göbek bağını kesmiştir. Batılı medeniyet prensiplerini, düşünce tarzını, mefkûresini bir bütün hâlinde kabul etmiştir. Kesin olarak Doğu’ya vedâ etmiştir.”[5]

ABD BASININDAKI BOMBA TESIRLI YANKILAR
ABD’de halifeliğin kaldırılması duyulur duyulmaz basında bomba etkisi meydana getirerek şoke etmiştir. Haberi ilk defa 4 Mart 1924’te Boston Gazetesi akşam baskısının ikinci ekinde okurlarına, birden çok başlık kullanarak vermiştir. “Türkiye Kur’an’ı ve Halifeyi tekmelemekle kurtuldu”, “Islâm’ın çöküşüyle Batılı temeller üzerine Cumhuriyet bina ediliyor” başlıklı Public Ledger Co. tarafından ulaştırılan Istanbul mahreçli haber özetle şöyleydi: “Türkiye’nin de, Islâm Dünyası’nın da kolay hayal bile edemeyeceği bir devrim, M. Kemal’in Millet Meclisi’ndeki yıllık konuşmasıyla ilan edildi. Kemal, tasarladıklarının detaylarını belirtmeksizin ağırlığını koyarak, bugüne dek kurulmuş olan bütün Islâmî devletlere temel teşkil eden dînî kânun ve gelenekleri dağıtıverdi. Bu, halifenin gitmesinden başka, Kur’an’ın yıkılması ve Ilâhî kânunların mahkemelerden kaldırılması, mânâsına da geliyordu. Bunun yanında 500 milyon dolar değerindeki tüm dînî kurum ve kuruluşlar da devletleştiriliyor. Kısacası, yerel gazetelerin de dediği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, tamamen Batılı temellere oturarak Doğu’ya vedâ ediyor…”[6] Amerikali ünlü Şarkiyat Tarihçisi Bernard Lewis’in şu tahlili ise oldukça düşündürücüdür: “Mustafa Kemal, Hilafette geçmişle ve Islâmlıkla bir bağ görmekte muarızlarıyla aynı kanıdaydı. Işte açıkça bu nedenledir ki, bu bağı koparmaya kararlıydı… Halifeliği kaldırırken Mustafa Kemal, Islâmiyet’in tahkimatlı kuvvetlerine ilk açık taarruzu yapıyordu.”[7]

İSLÂM ÂLEMİNDEN YÜKSELEN TEPKİLER
Halifeliğin kaldırılmasına Islâm Âlemi’nin gösterdiği tepkiye gelince; François Georgeon, “Kemalizm ve Islâm Dünyası (1919-1938): Bazı Işaret Taşları” isimli makalesinde bu durumu şöyle belirtmektedir: “Hilafetin kaldırılması, Türkiye’nin Müslüman geçmişinden kopuşunun ve Islâm Dünyası’nın geri kalan bölümü ile ilişkilerini köklü bir biçimde değiştirmesinin bir aracıydı.”[8] Elizabeth Picard ise, “Suriyeli ve Iraklı Arap Milliyetçiler ve Kemalizm: Yöneşmeler, Perdelemeler ve Etkiler” başlığını taşıyan makâlesinde aynı konuyla ilgili şu tespiti serdetmektedir. “…Ankara Büyük Millet Meclisi’nin Hilafet kurumunu kaldıran kararı dîne tam bir hakaret olarak görüldü… Kemalistler, Islâm’ı yıkmaya niyetli ateşli Tanrıtanımazlar olarak nitelendiriliyordu.”[9]

NETİCE

Halifeliğin kaldırılması, Türkiye’nin Islâm Dünyasıyla ilişkilerinin kopmasına ve bu âlemin başsız kalmasına yol açmıştır. Âdetâ, imâmesi koparak dağılan tesbih taneleri gibi, Islâm Âlemi’nin birlik, beraberlik ve dayanışmadan yoksun, yeni bir kopuş sürecine girmesine sebep olmuştur. O günkü şartlar muvacehesinde bu, en çok Batılı Devletlerin çıkarlarına muvafık düşmüş ve siyasi boyunduruğun onların eline geçmesine yaramıştır. Halifeliğin bıraktığı boşluğu onlar doldurmuş ve Islâm Dünyası’nı batılı değerler potasında yeni bir yapılanma vetiresine sokmuşlardır. Hâlen Islâm Dünyası dayatılan bu statüko çemberini kırmak için çırpınmaktadır. Dolayısıyla, adı ne olursa olsun, nihaî olarak halifeliğin her alanda birleştiricilik misyonunu edâ edecek bir müesseseye Islâm Dünyası’nın bugün şiddetle ihtiyaç duyduğu açık bir realitedir. Tarihî geçmişin bizi getirdiği nokta burasıdır. Bugüne kadar Batılıların lehine işleyen çarkın eksenini kendi tarafımıza döndürebilme basîretini bir an evvel göstermemiz menfaatimiz icâbıdır. Bu dönüşün rotasını, tam istediğimiz istikâmete oturtabilmemiz de, öncelikle meselenin tarihî evveliyatına mürâcaat etmemize, kopuştan günümüze kadar geçen süre zarfında olan bitenin eksi ve artılarıyla muhasebesini yapmamıza bağlıdır.

KAYNAKLAR:
[1] Ömer Kürkçüoğlu, Türk-Ingiliz Ilişkileri, Ankara 1978, sayfa 309-310.
[2] Ömer Kürkçüoğlu, Türk-Ingiliz Ilişkileri, Ankara 1978, sayfa 307
[3] Arnold Toynbee, Türkiye, Türkçesi: Kasım Yargıcı, Istanbul 1971, sayfa 207-208.
[4] Mete Tunçay, Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Ankara 1981, sayfa 78.
[5] Bilal Şimşir, Yabancı Basında Atatürk ve Türk Inkılâbı, cild 1, Ankara 1981, sayfa 717, 718.
[6] 3 Mart 1996 tarihli Zaman Gazetesi.
[7] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türkçesi: Metin Kıratlı,Ank.1988, sayfa 263-264.
[8] Iskender Gökalp, François Georgeon, Kemalizm ve Islâm Dünyası, Çev: Cüneyt Akalın, Istanbul 1990, sayfa 31.
[9] Iskender Gökalp, François Georgeon, Kemalizm ve Islâm Dünyası, Çev: Cüneyt Akalın, Istanbul 1990, sayfa 64, 65.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: