İskilipli Âtıf Hoca

Kemalizm uğruna idam edilen bir alim daha.
Kendi ülkesinde kendi inancını yaşamak isteyen bir Allah dostu İskilipli Âtıf Hoca.

Mustafa Sabri Efendi sayesinde veliaht Vahdettin Han ile tanışır ve veliahtla kişisel dostluk kurar. Birinci Dünya Savaşı’nın sona İttihatçı liderlerin ülkeyi terk etmesiyle Atıf Hoca, Fatih dersiamlığı görevine dönerek başta fıkıh ve tefsir, Arapça dersleri vermeye devam eder. 1918’de hilafet-i aliye ve Medresetül Kudat‘ta da dersler verir.

HİLÂFET YANLISI TEAL-İ İSLAM CEMİYETİ’NİN KURULMASI

İskilipli Atıf Hoca, Mondros mütarekesine ilk tepkiyi koyanlardan birisidir. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte “Müderrisin” cemiyetini kurar ve Mustafa Sabri Efendi’nin şeyhülislamlığa getirilmesinden sonra cemiyetin başkanlığı görevini üstlenir. Cemiyet başlangıçta bir ulema meclisi iken daha sonra Anadolu’nun itilaf devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra ismini Teal-i İslam Cemiyeti olarak değiştirir.
İzmir’in işgal edilmesine karşı ilk karşı beyanname hazırlayan cemiyet Teal-i İslam Cemiyetidir. Bu beyannamede işgalciler eleştirilmiş, yurdun her sathında mücadele edilmesi için çağrı yapılmıştır. Cemiyet kurtuluş olarak halifeye bağlı kalmayı, halifeliği kurtarmayı esas almıştı. Çünkü halifelik cemiyete göre İslam’ı ve Müslümanları temsil eden bir makamdı. Halifeliğin işgal kuvvetlerin hakimiyetine geçmesi Müslümanlar için bir felaket olurdu, bu nedenle işgalcilere karşı Müslümanlar halifelik şemsiyesi altında tek vücut olmalıydılar.

İNGİLİZLERİN İSTEDİĞİ FETVAYA ONAY VERMEZ

İngilizler, iktidardaki Hürriyet ve İtilaf Partisi‘nden Anadolu’da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı bir fetva yayınlanmasını Şeyhülislamlıktan ister. Atıf Hoca bu şekilde bir fetvanın yayınlanmasına karşı çıkar fakat fetva hazırlanır. Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi‘nin karşı çıkmalarına rağmen fetva cemiyet bildirisi şeklinde yayınlanmak istenir. Atıf Hoca bu fetvanın cemiyet adına yayınlanmasına karşı çıkar ve bildiriye imza ve mühür basmaz. Teal-i İslam Cemiyeti’nin adı kullanılarak uçaklarla atılan bu fetvaya karşı Atıf Hoca, Vakit Gazetesi‘ne bir tekzib yazısı gönderir. 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920, No: 1032 Vakit gazetesinde çıkan tekzib yazısında Atıf Hoca memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söyler ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söyler.

1922’de Dolmabahçe Sarayı’nda “huzur dersleri” verir. Bu dönemde özellikle batılılaşma karşıtı yazılar yazar. Tesettür-ü Şer’i, Din-i İslam’da Men-i Müskirat (İslam Dininde İçki Yasağı), Frenk Mukallitliği ve Şapka kitaplarını kaleme alır.
Atıf Hoca, 1 Kasım 1925’te yürürlüğe giren Şapka Kanunu’ndan bir buçuk yıl önce yayımlanmıştır. Yayımlamış olduğu Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesinde Müslümanları amel-iman bütünlüğüne davet ediyordu. Müslümanların Müslüman olmayanların kılık kıyafet ve kültürel alışkanlıklarına benzemeye çalışmasının caiz olmadığını söylüyordu. Bir Müslüman ile Hıristiyanın veya bir Yahudinin kılık kıyafetinden ayırt edilebileceğini, hatta edilmesi gerektiğini savunuyordu.
32 sayfalık bu eserinde Avrupa’nın ilim ve fennini almanın câiz, hattâ lüzumlu bulunmasına rağmen bizde yapılanın daha çok bilinçsiz bir Batı taklitçiliği olduğunu, kılık kıyâfette onlara benzemenin aslında ruhtaki bir bozuluşa alâmet veya onun bedene aksetmesine sebebiyet vereceğini, bunun ise müstakil bir şahsiyet inşâ eden İslâm düşüncesine zıt düştüğünü, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır” hadisini kaynak göstererek izah etmeye çalışıyor ve şu hükmü veriyordu:
‘’Bir Müslüman, şiar ve alâmet-i küfür addolunan bir şeyi zaruretsiz giymek ve takınmak sûretiyle Gayr-i Müslimleri taklîd etmesi ve kendini onlara benzetmesi şer’an memnû ve yasaktır.’’
Şapka hakkında ki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra Şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. Şevket Süreyya Aydemir, Tahirül Mevlevi, Hasan Tahmilci, kızı Melahat Hanım, Atıf Hoca’nın şapkaya muhalefet etmekten tutuklandığını belirtmişlerdir.
İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı eski meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak idam edilmiştir!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: