İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke

İşgalci Siyonist İsrail’i ilk Olarak Tanıyan, Halkı Müslüman Ülke Kemalist Türkiye ve İnönü!

Hilafet olduğu müddetçe Israil devleti kurulamadı. Hilafet kaldırılınca Israil’i kurdular. Israil devletini tanıyan, (halkı müslüman olan) ilk devlet ise Hilafet’i kaldıran Kemalist Türkiye idi.

Ey atatürkçü süslüman! Hâlâ dank etmedi mi?

İsrail devleti(!)nin Derhal tanınması Dışişleri Bakanlığının 25/3/1949 tarihli ve 95970/155
sayılı yazısı üzerine Bakanlar Kurulunun 24/8/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.

Sultan Abdülhamid tahttan indirildikten sonra, siyonistler İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni avuçlarının içine almışlardı. Filistin’e yapılacak göçlerin serbest bırakılması karşılığında, Osmanlı’nın dış borçlarının ödeneceği ve küresel basında Osmanlı lehine kamuoyu oluşturulacağı sözü verilmişti. Nitekim İttihatçılar, Sultan Abdülhamid’in Filistin’e Yahudi göçünü yasaklamak için getirmiş olduğu “Kırmızı Tezkere” uygulamasını kaldırdılar. B’nai B’rith Teşkilatı’nın İstanbul’daki siyonist üyeleri, İttihatçı yöneticileri oyalama taktiği uygularken, Kudüs Locası da Filistin’e olan göçleri organize ediyordu.

Özellikle Çar Rusya’sı, Macaristan, Polonya ve Almanya’dan gelen Yahudilerin sayısında önemli artışlar olmuştu. Siyonistler, İttihatçılara vermiş olduğu sözleri tutmamalarına rağmen, Filistin’deki ‘Yishuv’ denilen yerleşim bölgeleri gittikçe genişliyordu. Öyle ki Teşkilat’ın kurmuş olduğu yerleşim birimlerinde yaşayan Yahudi nüfus tam 85 bine ulaşmıştı. Filistin’deki durumun ciddiyetini yeni anlayan İttihat veTerâkki yönetimi, bazı Yahudilerin mülklerine el koyarken, başta Teşkilat üyesi Eliezer Ben Yehuda ve David Yellin olmak üzere, Filistin’de koloni çalışması yapan bazı Siyonistleri Türk vatandaşlığından, çıkarma yoluna gidiyordu. Dahası, siyonistler tarafından kandırıldıklarını anlayan Cemal Paşa, Filistin’deki Yahudi örgütlerinin yapmış olduğu tüm faaliyetlerin durdurulması emrini vermişti.

Bu gizli çalışmalar tam üç yıl sürdü ki İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından 2 Kasım 1917 yılına yayınlanan Balfour Deklarasyonu’na kadar…

Artık yavaş yavaş 1. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru yaklaşılırken, siyonist önderler İngiltere hükümeti üzerindeki baskılarını artırmıştı. B’nai B’rith Teşkilatı tarafından finanse ediIen Irgun ve Haganah gibi siyonist terör örgütleri Filistin’deki İngiliz üstlerine saldırırken, küresel Yahudi para baronları da İngiltere’yi mali açıdan sıkıştırmaya başlamıştı. Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin finansörlerinden Lord Rothschild’e o mektubu göndererek, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildiriyordu. İşin ilginç yanı; İngiltere hükümeti, Filistin’de Yahudi devletinin kurulmasını öngören Balfour Deklarasyonu’nu ne Dünya Siyonizm Örgütü temsilcilerine, ne de B’nai B’rith TeşkiIatı’na veriyordu. Mektup, görünüşte sadece ‘işadamı’ olan Lord Rothschild’e gönderilmişti. Aslında bu durum, aynı zaman da 1. Dünya Savaşı’nın asıl patronunun da kim olduğunu gösteriyordu.

İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, siyonist para baronu Rothschild’e gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Saygıdeğer Lord Rothschild, Majestelerinin Hükümeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım, Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Museviler için bir milli yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’deki mevcut Musevi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Musevilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır. Bu deklarasyonu Siyonist Federasyonu’nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.”

Nitekim Balfour Deklarasyonu’ndan sadece 40 gün sonra ise yani 11 Aralık 1917’de General Edmund Allenby komutasındaki İngiliz askerleri Kudüs’e girecekti. Böylece Filistin topraklarındaki 401 yıllık Osmanlı yönetimi sona ermişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, Filistin’e tam 35 binden fazla Yahudi daha göç etti. Üstelik Filistin’e taşınan Yahudiler sadece bölgeye yerleşmekle kalmamış, B’nai B’rith’in siyonist üyelerince Haganah, Irgun ve Stern gibi terör örgütleri kurularak Filistin halkı üzerinde baskı ve şiddet uygulamaya başlanmıştı. Filistin topraklarının İngiliz mandasına geçmesinden sadece iki ay sonra ise Kudüs Locası üyeleri açık faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya, Macaristan, Polonya ve Almanya’dan Filistin’e göç eden binlerce Yahudi, B’nai B’rith TeşkiIatı’nın kurmuş olduğu toplu yerleşim alanları ve çiftliklere yerleştirildiler.

Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Chaim Weizmann’ın içine düşmüş olduğu bu durum, B’nai B’rith Teşkilatı’nı oldukça öfkelendirmişti. Durumdan haberdar olan B’nai B’rith Başkanı Goldman, Weizmann’ın kaldığı otele gitti. Weizmann hüngür hüngür ağlıyordu. Goldman, yanı başındaki telefona sarıldı. Aradığı kişi, eski bir B’nai B ‘rith üyesi ve işadamı Eddie Jacobson’du. Jacobson, Harry Truman’ m yakın arkadaşıydı. Kendisinden Beyaz Saray’dan randevu alması isteniyordu. Jacobson, siyasi konularda başkana tesir edecek kadar yakın ilişkisi olmadığını söylediysede yakasını kurtaramamıştı. B nai B rith Başkanı Frankk Goldman, “sadece hal hatır sormak için” bir randevu alması konusunda ısrar etti. Nitekim Beyaz Saray aranıp randevu istendi. Harry Truman eski dostunu kıramamıştı. Filistin meselesini konuşmamak şartıyla, Eddie Jacobson’a 13 Mart 1948 tarihine randevu verdi.

Ortadoğu’yu kaybetmek istemeyen ABD yönetimi, Arapları daha fazla kızdırmak istemiyordu. Üstelik Arap devletleri, ABD tarafından İsrail’in bağımsızlığı tanınırsa, İsrail’e savaş açma tehdidinde bulunuyorlardı. Jacobson sinirlenip tam çıkıyordu ki, gözü Truman’ın masası üzerinde duran Amerika’nın ünlü başkanlarından Andrew Jackson’ın heykeline takıldı. Geri dönüp, ‘Harry, bu adam hayatı boyunca bir kahraman olarak yaşadı. Benim de bir kahramanım var. Sanırım şimdiye kadar yaşayan en büyük Yahudi kahramanı. Chaim Weizmann’dan bahsediyorum. Birkaç saniye de olsa, ona randevu vermeni rica ediyorum. Aksi takdirde pişman olacaksın.” Truman sonunda yola gelmişti: “Sen kazandın, kel kafalı!” diyerek gülümsedi…

Jacopson, büyük bir iş başarmanın mutluluğu içinde, kendisini otelde bekleyen Goldman ve Weizmann’nın yanına dönüp müjdeyi vemişti. Randevu tarihi 18 Mart’tı. 18 Mart randevu günü geldiğinde, Weizmann Beyaz Saray’ın gizli kapılarından birinden içeri alındı. Artık kendisine günlerdir randevu vermeyen Başkan Truman’la karşı karşıya idi. Tartışma tam bir buçuk saat sürdü. İçeride ne konuşuldu bilinmez ama toplantı sonrasında Truman’ın tüm tavrı değişmişti. Zira Başkan Truman, Filistin’de İki devletli çözümü kabul ettiği gibi, İsrail’i tanıma sözü de vermişti.

Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te yapılan gizli görüşmenin üzerinden sadece bir ay geçmişti ki, David Ben Gurion 14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşunu ilan etti. Belli ki hem ABD hem de İngiltere’den gerekli güvence alınmıştı. Çünkü aynı gün İngilizler Filistin’den çekilirken, ABD Başkanı Harry Truman da bağımısızlık ilanından sadece 11 dakika sonra İsrail’i tanıyan belgeyi imzalayacaktı. Ancak burada en ilginç tavrı Rusya sergilemişti. Yahudilere ‘zulüm’ yaptığı iddia edilen Rusya, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden biri olacaktı. Nihayet B’nai B’rith Teşkilatı’nın vermiş olduğu uzun mücadele sonuç vermiş, İsrail artık müstakil bir devlet olmuştu. Beyaz Saray ise İsrail’i tanımak için Oval Ofis’te düzenlediği törene sadece üç ismi davet etmişti: Truman’ın yakın arkadaşı ve B’ nai B ‘rith üyesi Eddie Jacobson, B’nai Brith Başkanı Frank Goldman ve B’ nai B ’rith Başkan Yardımcısı Maurice Bisgyer…

Kaynak: Kozmik Karargâh (Dünyayı yöneten üst akıl: B’nai B’rith), Murat Akan, sayfa: 183-189

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: