Kemalizm Moiz Kohen ve Chp

Okuyacağınız yazıda savaş sonrası Müslüman Türk’ün dini, kültürü ve inancıyla kim nasıl oynamış bunları göreceksiniz. Sistemli bir şekilde Türklük ruhunun kurnazca nasıl yok edildiğini ve inancımız üzerinde oynanan oyunları göreceksiniz. Bu milleti Yahudi akıl oyunlarıyla nasıl ayrıştırdıklarını böldüklerini ve yönettiklerini okuyacaksınız.


Moiz Kohen, nam-ı diğer Tekin Alp, Osmanlı’nın değişim ve dönüşüm sürecinde önemli görevler üstlendiği gibi, Cumhuriyet dönemindeki seküler uygulamaların sistemleştirilmesinin, kökleştirilmesinin ve bugün tartışması yapılan “Kemalist” ideolojinin de mucidi oldu.

“Türkçülüğü” Türkler’i çok sevdiği için değil, imparatorluktaki ümmet bilincini yok etmek için savunan Moiz Kohen, nam-ı diğer Tekin Alp, Osmanlı’nın değişim ve dönüşüm sürecinde önemli görevler üstlendiği gibi, Cumhuriyet dönemindeki seküler uygulamaların sistemleştirilmesinin, kökleştirilmesinin ve bugün tartışması yapılan “Kemalist” ideolojinin de mucidi oldu.

Danıştay’ın vermiş olduğu Andımız kararı, CHP milletvekili Öztürk Yılmaz’ın dile getirdiği ezanın Türkçe okunması talebi ve 10 Kasım anma törenleri nedeniyle Atatürk üzerinden yürütülmeye çalışılan provokasyonlar, “Kemalizm” tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Peki, “Atatürk’ün seküler düşünce ve uygulamaları üzerine inşa edilmiş kurucu ideoloji” olarak tarif edilen Kemalizm nedir? Kemalizm kimler tarafından sistemleştirilmiştir? Bu analizimizde Kemalizm ve CHP argümanlarını sistemleştiren bir isimden bahsedeceğiz: Moiz Kohen, nam-ı diğer Tekin Alp…

Moiz Kohen, 1492 yılında İspanya’dan göçüp Selanik’e yerleşmiş bir Seferad Yahudisi ailenin çocuğuydu. Çok sevdiği ve çalışmalarında sürekli destek olduğu Ziya Gökalp’in soyisminden esinlenerek adını ‘Tekin Alp’ olarak değiştirdi. Asıl mesleği hahamlık olan Moiz Cohen, İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki Yahudi/mason cephenin en kıdemli temsilcilerinden biriydi. Aynı zamanda tarihimizdeki Türk olmayan “Türkçülerden” olan Moiz Kohen, Osmanlı’nın değişim ve dönüşüm sürecinde önemli görevler üstlendiği gibi, Cumhuriyet dönemindeki seküler uygulamalarının sistemleştirilmesi ve kökleştirilmesinde de en dikkat çekici simalardan biri oldu. Dahası, bugün tartışması yapılan “Kemalist” ideolojinin mucidi Moiz Kohen’di.

Moiz Kohen, İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki diğer soydaşları gibi, küresel bir eğitim yapılanması olan ve İsrail’in kurulmasında büyük rol üstlenen Alliance Israelite Universelle mezunuydu. Kohen’in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışması, Selanik’te yayınlanan ve ateşli yazılarıyla İttihatçılara en büyük desteği veren ‘Asır’ gazetesiyle başlamıştı. Asır, Selanik’te kurulan ilk Türkçe gazete olmakla birlikte, Ko-sova, Manastır, Yanya hatta Bosna ve Girit’te önemli bir abone kitlesine sahipti. Kohen, aynı gazetede yazan Mithat Şükrü Bileda, Ömer Naci, Ali Canip, Manyasizade Refik, İsmail Canbulat ve Aka Gündüz gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleriyle sıkı bir dostluk kurmuştu.

Moiz Kohen, daha o günlerde Türklere ‘kimlik’ arayışına girmiş, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki etnik toplum mühendisliğinin öncülerinden biri olmuştur. Önceleri Cemiyet’in “İttihad-ı Anasır” tezini savunurken, Balkanlar’daki ayrışma nedeniyle bu görüşten vazgeçerek “Türkçülüğü” savunmuştur. Öyle ki Kohen, kendi ırkdaşları da dahil olmak üzere imparatorluktaki tüm etnik unsurları Türkçe konuşmaya zorlayacak kadar “Türkçü” görünmüştür.

Hemen belirtmemiz gerekir ki Moiz Kohen, “Türkçülüğü” aslında Türkleri çok sevdiği için değil, imparatorluktaki ümmet bilincini yok etmek için savunmuştur. Zira Moiz Kohen’in Cumhuriyet sonrası fikirlerine bakılırsa, bunu bilinçli olarak yaptığı görülür. Çünkü Kohen, hemen tüm yazılarında Türk-Arap ayrışmasını körüklemiş ve İslamiyet’ten “Kara kuvvet”, “Çöl hayatı”, “Çöl kanunu”, “Arap kültürü”, “Gericilik”, “Esaret hayatı”, “Heyula” ve “Manevi esaret” şeklinde bahsetmiştir. Kohen, İslamiyet’i “Türkün atalar ruhunu zincire vuran din” olarak görüyordu. Dolayısıyla Kohen’e göre, Türkler İslam’ı bırakmalı ve eski ‘şaman’ inanışına geri dönüş yapmalıydı.

“İSLAMİYET TÜRK’ÜN ATALAR RUHUNU ZİNCİRE VURAN DİN”
Nitekim Moiz Kohen, 1936 yılında yazdığı “Kemalizm” adlı eseriyle Atatürkçülüğü İslam’ın karşısında konumlandıran bir ideoloji haline getirmiş, seküler/ladini bir anlayışın ülkemizde sistemleştirilmesi için yoğun bir mesai harcamıştır. Kohen bu kitabında, Türklerin İslam’ı kabul ettikten sonra özünü kaybederek ‘Arap kültürünün hâkimiyetine girdiğini’ iddia etmiştir. Nitekim onun bu görüşü, yeni rejimin elitleri tarafından Osmanlı rejimini karalamak için kullandıkları en önemli argümanlardan biri olmuştur. Mesela Kohen’in “kahrolsun şeriat” sözleri, bugün çok daha cılız dillendirilmiş olsa bile, yakın zamana kadar bazı katı ulusalcılar ve Kemalistlerce sıkça kullanılan bir slogan olmuştur. Ayrıca ulusalcılar tarafından klişe haline getirilen “Araplar bizi sırtımızdan vurdu” görüşü de yine Moiz Kohen’e ait bir ayrıştırıcı anlayıştır. Moiz Kohen’in Yeni Asır gazetesiyle başlayan Osmanlı’yı seküler ‘değişim ve dönüşüme’ hazırlama süreci; Genç Kalemler, Türk Yurdu ve İslam Mecmuası gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organlarındaki yazılarıyla devam etti. Kohen, Yazmış olduğu makale ve kitaplarla adeta Osmanlı sonrasında oluşacak yeni rejimin çerçevesini çizmiştir. Moiz Kohen’in en büyük özelliklerinden biri de, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesinin psikolojik altyapısını hazırlayan en önemli kalemşörlerden biri olmasıydı. 1. Dünya Savaşı öncesinde yazdığı ve çeşitli dillere çevrilen “Türkler Bu Muharebede Ne Kazanabilirler” adlı risalesiyle, savaşın ana hedefinin “Turan’ı kurtarmak” olduğunu savunuyordu.

Ancak Kohen, cumhuriyet kurulduktan sonra ise sıkı bir Kemalist olmuştur. 1915’te “Türkismus und Pantürkismus”, 1928’de “Türkleştirme”, 1936’da “Kemalizm” ve 1944’te “Türk Ruhu” isimli kitapları yazarak, yeni rejimin yeni felsefesini sistemleştirme görevini üstlenmiştir.

TÜRKÇÜLÜĞÜ AYRIŞTIRMA UNSURU OLARAK KULLANDI
Kohen, “Türkçülük” ve İslam karşıtı fikirlerini sadece savunmakla yetinmemiş, bunları uygulamaya koyacak çeşitli cemiyetler de kurmuştur. İşin garip yanı, bu cemiyetleri kurarken de yine kendisi gibi Yahudi kökenli kişilerden yardım almıştır. Mesela 1928’de Nissim Mazliyah, Dr. Samuel Abrevaya ve Yunus Nadi ile birlikte kurdukları Türk Hars Birliği ile 1934’te Hanri Soriano ve Marsel Franko ile birlikte kurduğu Türk Kültür Cemiyeti, onun düşüncelerini pratiğe döktüğü kuruluşlardır. Moiz Kohen, belki Emmanuel Carasso gibi İttihat Terakki Cemiyeti içerisinde önemli bir fiili görev almamıştır ama hiçbir zaman da elit iktidar çemberinin dışında da kalmamıştır. Moiz Kohen, “Türkçülüğü” aslında bir ayrıştırma ve sekülerleştirme unsuru olarak kullanmıştır. Zira Kohen, “Türkçülük” fikirlerini Sultan Abdulhamid’in “Panislamizm” projesini yürüttüğü bir dönemde ortaya atmıştır. Kohen, İttihatçı kadrolarının eğitilmesinde büyük rol oynamış, İttihad Kulüpleri’nde çeşitli konferanslar vererek meşrutiyet rejiminin kökleşmesini sağlamıştır. Aynı Moiz Kohen, cumhuriyet döneminde ise ‘yönetici olmayan seçkinler’ içerisinde yer alarak bu dönemde ‘Türkçülük’ çalışmalarından ziyade, Batılı kültür kodlarının topluma benimsetilmesi ve bir ideolojik sistem haline getirilmesi için tek parti üyelerine Halkevlerinde seminerler vermiştir.

Kohen koyu bir Siyonist’tir

Sözde ‘Türkçülüğü’ savunup, Siyonist eğilimlerden uzak durmaya çalışan Moiz Kohen, aslında koyu bir Siyonist’tir. Ancak onu diğer Siyonistlerden ayıran tek fark, Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak yerine, Osmanlı’nın tümden ‘Yahudileştirilmesini’ savunmasıydı. Bu görüşünü, 9. Dünya Siyonist Kongresi’ne Selanik delegesi olarak katıldığında dile getirmiştir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Yahudilerin Siyonist kongreleriyle Filistin’de toplaması amaçlanırken, Kohen bu göçlerin Osmanlı’nın farklı bölgelerine yapılmasını istiyordu. Zira Kohen, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik’teki önemli yayın organlarından biri olan Zaman gazetesinde 20 Ocak 1909 tarihinde yazmış olduğu makalede, Osmanlı topraklarının çok geniş, ancak nüfusunun az olduğunu vurgulayarak, Yahudi muhacir celp ve iskanın Osmanlı’nın geleceği için bir “Lazime-i hayat” olduğunu yazıyordu.

Murat Akan /D.postası

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: