Kudüs 3 din için neden bu kadar önemli?

Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra kurulan Kudüs Şehri tarihi kaynaklara göre kurulduğunda çölden ibaretti. Ne vadi ne de dağlara rastlanıyordu. Milattan 3000 yıl önce şehre ilk hicreti Arap Kenâniler yaptı.

Eski adı Uruşalim olan Kudüs’te M.Ö 1000’li yıllarda Yabusiler ve Filistinliler yaşıyordu. Kenti Musevi Kralı Hz. Davud ele geçirir ve Yahudi Krallığı’nın başkenti yapılır. Önce şehre ‘Davut’un Şehri’ ismi verilir daha sonra Yeruşalim olarak değiştirilir. Hz. Davut Hz. Musa’ya indirilen On emir’in yazılı olduğu tabletleri ve Ahit Sandığı’nı burada saklar. Hz. Davut’un ölümünden sonra Hz. Süleyman (Solomon) şehri büyütüp genişleterek Mabed Tepesine Süleyman Mabedi’ni yaptırır ve Ahit Sandığı’nı burada muhafaza eder. Süleyman Mabedi Museviler’in ilk kutsal mabedidir. Bu gelişmelerle o dönem Musevi Krallığı’nın en görkemli dönemi olmuştur.

MÖ 587 yılında Babilliler (Pers) akınları ile hem Kudüs’ü hem de kutsal tapınağı yerle bir etmiş ve şehir Pers yönetimine geçmiştir. Bu dönemde Ahit Sandığı kaybolmuş ve Yahudiler Babil’e sürülmüştür. Bunun üzerine Yahudiler Tevrat’ta yer alan “Seni unutursam ey Kudüs sağ elim hünerini unutsun” beyiti ile Kudüs için yemin etmişlerdir. Kudüs’ten çıkarılan Yahudiler yılda bir kere Kudüs’e gelerek tapınağın yıkık duvarları dibinde ağlamak için izin istemişlerdir. Bu geleneğin günümüzde de devam ettiğini biliyoruz. Kutsal tapınakları ve gökyüzünde de bir Yeruşalim denilen kutsal şehrin olduğuna inandılar ve tanrının devleti kurulduğu zaman gökyüzündeki o şehrin yeryüzüne ineceğine inandılar. Günümüzde de Yahudiler Ahit Sandığı ve On Emir tabletlerini ele geçirince Hz. Mehdi’nin geleceğine inanıyorlar.

Musevi liderleri Ezra ve Nehemidh, Kudüs’e dönerek Kudüs’ü Museviler’in vatanı yapmak için M.Ö 538’de tapınağı ikinci kez yaptılar.

Ancak M.Ö 332’de Büyük İskender şehri ele geçirmiş ve Kudüs birkaç yüzyıl Helen yönetimi altına girmiştir. Bu dönemde muhafazakar Museviler ile Helenler ile evliliği onaylayan liberal Museviler arasında iç savaşlar yaşanmıştır.

Hanuka yani Işık Bayramı bu dönemde doğmuş bir ritüeldir. Süleyman Mabedinin orjinaline uygun şekilde restore edilmesini kutlamak amacıyla ufacık bir testi içindeki yağ konularak ateş yakılmış ve o kutsal ateşin 8 gün hiç sönmediği söylenmiştir. İşte Hanuka bu kutsal ateşi yaşatmak için yüzlerce yıldır kutlanan bir Musevi Bayramıdır

MÖ 63’de Romalılar Kudüs yönetimini ele geçirir. M.S 70’de Musevi isyancılarını cezalandırmak için Romalılar ikinci kez inşaa edilmiş olan Süleyman Tapınağını yerle bir ederler. Böylece Musevilerin 2000 yıldır özlem duyduğu Süleyman Tapınağı son tapınakları olur. Yahudilerin kurban kesmeleri, şabbatı tutmaları, sünnet olmaları, ölüm cezasıyla yasaklanıp, kutsal kitapları yakılır. Tarihte ilk defa bu dönemde bir dinin yasak edildiğine şahit oluyoruz. Museviler artık sadece Siyon (Hz. Davud) tepesine hac ziyareti için çıkıp, tapınağın ayakta kalmış olan tek duvarı olan Ağlama Duvarı karşısında yas tutuyorlardı. Yahve’nin kutsal tapınağının bulunduğu yerde artık Jüpiter’le Venüs’ün tapınakları yükseliyordu.

M.S 132’de gerçekleşen yeni bir Musevi isyanı sonrasında, Romalılar Musevileri şehirden yasaklıyor ve Yahudiler dünyanın dört bir yanına yayılıyor. Bu sürgün dönem Yahudiler tarafından “diaspora” yani İsrail toprakları dışında yaşanan dönem olarak adlandırılıyor.
İşte Hz. İsa böyle politik, askeri ve ruhani bir karmaşa ve çalkantı döneminde Kudüs’te yaşar. Mesih’liğini bu şehirde ilan eder, son akşam yemeğini burada yer, burada yargılanır ve cezaya çarptırılır, ve burada çarmıha gerilir ve göğe yükselir. İşte tüm bu olaylara şahitlik etmiş mekanlar olan Tüm Halklar Kilisesi, Via Dolorosa – Çile Yolu ve Diriliş Kilisesi Hristiyanlar için çok kutsal bir hac rotasıdır. Hacı olmak için gelenler ellerinde Haç’lar ile bu rotayı izlerek, dizleri üzerinde dualar ederek, mumlar yakarak bu önemli noktaları ziyaret ederler.Bu sebeple buralar Hristiyanlar için çok önemli dini mekanlardır.

Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in 313′te Hıristiyanlığı tanıması ve annesi Aziz Helena’nın 326′da Kudüs’e giderek gerçek haçı bulması ile Kudüs büyük kiliseler ile donatılır, Katolik bir şehre dönüşür. Artık Hıristiyanlığın da kutsal merkezi haline gelir. Hıristiyanlar, Hz. İsa’yı Yahudilerin bu kentte çarmıha gerdiklerine inanıyordu ve Musevilere karşı büyük bir kızgınlık duyuyordu.

Ancak 614′te şehri İran’daki Sasani İmparatorluğu Yahudilerin yardımıyla ele geçirir, kutsal haçı İran kraliçesi Meryem’e götürür. Kudüs’ün kaybı, hıristiyanlar için büyük bir darbe olur ancak kısa zamanda İmparator Heraklios kenti geri alır ve kutsal haçı Kudüs’e geri getirir.

Kudüs, halife Hz. Ömer tarafından 634′de İslam topraklarına katılır. Şehrin nüfusunu da, buraya gelip yerleşen Medineliler ile bugün adına Filistinliler denen müslümanlaşmış Araplar oluşturdu.
661-750 yılları arasında İslam devleti olan Emeviler Kudüs’de hüküm sürer ve 691′de Abdülmelik bin Mervan, Hz. Muhammed’in göğe yükseldiği yer olduğuna inanılan taşın üzerine Kubbetü’s-Sahrayı (Ömer Camii) yaptırır. Kent 750′de Abbasiler, 969′da Fatımiler’in eline geçer.

Müslümanlar, ‘Al Quds’ yani ‘kutsal’ diye isimlendirdikleri Kudüs üzerinde çekişedursun, Hz. Muhammed’in göğe yükseldiği yer olduğuna inanılan taşın, Musevilerin bir zamanlar kutsal mabedi olan Süleyman Tapınağının az ötesinde Mabed Tepesinde olması bir tesadüf müdür ?
Şu anda izinden tek eser olarak bir duvar kalmış Mabed Tepesinin yerinde, dev iki cami olan Mescidi Aksa (Süleyman Tapınağınının yerinde) ve Kubbetül Sahra yer alıyor. Eski Tapınaklarının yerinde camiler yer alması ve bölgenin Müslümanların kontrolünde olması Musevilerin en büyük yarasıdır. İşte bu yüzden Süleyman Tapınağından geriye kalan tek kalıntı olduğuna inanılan, Ağlama Duvarı Museviler için dünyadaki en kutsal yerdir. Duvar dibinde ve arkasındaki meydanı, her gün, özellikle de Şabat Günü yüzlerce Musevi ziyaret eder, kaybettikleri tapınaklarına özlemle ağlar, zikrederek dualar ederler

Musevilerin inanışına göre Ahiret Günü Kudüs’te gerçekleşecek ve insanlığın son yargıya çağrılacağı boruların öteceği yerin de Zeytin Dağı’nın altındaki Kidron Vadisi olduğuna inanırlar. Bu sebeple Kudüs’e nazır Zeytin Tepesinin etekleri Musevi mezarları ile dolu. Dünyanın sonu olan hesaplaşma günü geldiğinde, en yakın noktada dirildikten sonra en hızlı şekilde Ahirete ulaşmaya imkan tanıyan bu mezarlıklar en makbul ve pahalı olanı. Ancak Musevilerin Müslüman mezarlığına giremediğini bilen Müslümanlar, Kudüs şehir duvarlarının eteklerini, Ahiret günü Musevilerin vadiyi yürüyüp karşı tepeye tırmanacağı patika üzerinde kendi mezarlarını yerleştirmiştir. Yahudi inanışına göre Mesih’in Kudüs’e gireceği kapı olan Kudüs eski şehrinin Zeytin Dağı’na bakan Altın Kapısı da Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle taşla örülmüş. Musevilerin ahirete ulaşmasının önünü kesmek için yapılan tüm bu aksiyonlar, paylaşılamayan Kudüs’te sembollerin çatışmasına başka bir örnektir.

1187′de Selahaddin Eyyübi Kudüs Krallığı’na son verir. Selahaddin Eyyubi’nin Musevilere karşı hoşgörülü politikası sayesinde 13. yüzyılın ortalarına kadar Yahudiler yeniden kente gelerek, mahallelerini kurmaya başlarlar. 1187 yılında Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Hittin Savaşında haçlıların elinden geri almayı başardı. Kudüs halkına en iyi şekilde muamele yaptı. Kübbetü’s Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin restore, mimari ve yenilenmesine çok önem verdi. Selahattin Eyyübi’nin vefatından sonra Fransızlar kral Federik zamanında Kudüs’ü tekrar ele geçirdiler. İngilizlerin elinde 11 yıl boyunca kaldı. 1244 yılında Salih Kral Necmettin Eyyüp tarafından tekrar Müslümanlar tarafından geri alındı. 1243 ile 1244 yılları arasında Moğollar saldırıda bulundular ve şehri aldılar. Fakat Memluküler 1259 yılında Ayn Calut savaşında Seyfettin Kutz ve Zahir Bibars önderliğinde Moğolları yendiler. Ve 1517 yılına kadar Filistin Kudüs dâhil Mısır ve Şam’a hâkim olan Memluklerin hâkimiyetinde kaldı.
1517′de Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü fethi ile şehirde 400 yıllık Osmanlı egemenliği başlar. .Osmanlılar 28 Aralık 1516’da Sinan Paşa önderliğinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinde Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün Fethinden sonra Yavuz Sultan Selim Mukaddes Kudüs şehrini 31 Aralık 1516 tarihinde ziyaret etti ve şehrin ismini Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdi. Osmanlı Devleti Kudüs’e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır.Kanuni Sultan Süleyman devrinde Kudüs duvarları onarılır, ve şehrin tamamı surlar ile çevrilir, medreseler, imarethaneler yapılır. Osmanlılar Yahudi halkın yaşayışına ve ibadetine müdahale etmedikleri için şehirdeki Musevi nüfusu daha da çok artar.Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 4.Murad, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve 2.Abdülhamid han Kudüs Şehri için pek çok hizmette bulunmuştur.

1831′de Osmanlı’ya başkaldıran Mısır valisi Mehmed Ali Paşa kenti ele geçirir.1840′ta Osmanlılar kenti geri alıp reformlar gerçekleştirir: 1887′de Kudüs belediyesi oluşturulur, Avrupa devletleri konsolosluklar açar.

Bu dönemde Doğu Avrupa ülkelerinden göçlerle gelen Yahudiler nedeniyle kentin nüfus yapısı epey değişir ve 19. yüzyılın ortalarından sonra nüfusun çoğunluğu Yahudilerden oluşmaya başlar. Dünya ekonomisi ve dünya siyasetinde büyük bir söz sahibi olma yolunda büyük adımlar atarak yayılmacı politikalarına son yıllarda daha bir hız vererek günümüz dünyasındaki krizin,karmaşanın hep odak noktasında olmuşlardır.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: