Milli mücadeleye çağrılıp sonra idam edilen yüz binlerce Müslüman

Ey kamâlist Cumhuriyetçiler;

Ey Cumhuriyet tarihini cicileştirmek isteyen romantik tarihçiler, söyleyin bana;

Yurdun bağımsızlığı, yüce Halifelik ve Padişahlığın kurtarılması (Vatanın istiklâli, makam-ı refi’-i Hilâfet ve Saltanatın istihlâsı) için Milli mücadeleye çağırdığın yüz binlerce Türk’ü, Müslümanı milli mücadele sonrasında neden idam edip öldürdünüz?

İstanbul’a ellerini kollarını sallayarak gelip işgal ettikleri ve yıllarca işgal altında tuttukları yıllarda, düşmana tek bir merminin atılmadığı yıllarda İngiliz’e Fransız ‘a Rum’a yapmadığınızı Müslüman’a neden yaptınız?

Milli mücadele öncesinde söylemlerinize dini alet ederek Müslümanları yine bu din için, vatan için, namus için savaşmaya çağırdınız sonrasında savaş kazanılıp işiniz bitince Müslümanları bir bir idam ettiniz.

Kaç bin masum insan, bu uyduruk mahkemeler aracılığıyla idam edildi? Ya kamâlist devrimleri sonuna kadar savunarak, şu kadar insanı astık deyin veya yapılanları tasvip etmiyoruz deyin. Ama susmayın.

Bakın Atatürk’e yakınlığı ile bilinen Falih Rifki Atay, “Eski Saat” isimli kitabında mertçe hem asmanın gerekçelerini sayıyor hem de asılan insanlar hakkında sayı bile veriyor. “İrtica ile boğuşmanın istilayı söküp atmaktan daha lâzım ve zor olduğunu belirtmek isteriz. Onun içindir ki, Kurtuluş savaşındaki (10 bin) can kaybının 50 kat fazlasının irtica ile savaşta verildiğini hatırlatmak gerekir…” (s. 330).

İşte o kadar. Falih Rıfkı, mealen ne diyor? Mürteciler yani İslâmî düşünceye sahip olanlar, Cumhuriyetin yani kamâlist devrimlerin düşmanıdır. Ve bu düşmanlar, en az işgalci düşman güçleri kadar tehlikelidir. Mantıkî silsileye göre her düşman yok edilmelidir. Yerlisi yabancısı ayırımı yapılmaz. Devrimlerin iyice yerleşmesini sağlamak adına takribî olarak 500 bin insanı astık diyor. Bu rakamı doğrusu biraz abartılı buldum, belki 500 bin insan bu mahkemelerde yargılanıp değişik cezalara uğramış olabilir. Ama diyelim ki bu kadar insan idam edilmedi de sadece beş bin kişinin canına kıyıldı. Beş bin can ve birkaç yıl içinde. Değil beş bin, bir canın dahî haksız yere idam edilmesi karşısında arz bile titrer yahu. En büyük zulüm, haksız yere bir insanın canına kıymaktır. Nasıl oldu da bu kadar canlara acımasızca kıyabildiniz? Siyasî tarih, bizlere şunları öğretir: Her hayırsız devrim, bir vampir gibi ilk başta kendi evlatlarını yemeye başlar. Kimler idam edilmedi ki? Haksız yere idam edilen şahsiyetlerin kimliklerini ve mesleklerini bir öğrenseniz var ya üzüntüden dudaklarınız uçuklar.

Ey İstiklal Mahkemelerinin vicdansız reisleri; kaç bakanı, kaç milletvekilini, kaç siyasetçiyi, kaç gazeteciyi, kaç İslâm âlimini, kaç fikir adamını, milli mücadeleye katılan kaç mücahidi ve isimlerini bilmediğimiz kaç namuslu vatandaşımızı idam ettiniz? Cesetlerini gizlice nerelere gömdünüz? Bir entelektüel birikim olan Eski Maliye Bakanı Mehmet Cavit Bey’in (1875-1926) ne günahı vardı da idam ettiniz? Sizin dünya görüşünüze aykırıdır diye üstelik devrimlerden önce yazdığı bir kitabını bahane ederek ne diye İskilipli Atıf Hoca’yı (1875-1926) astınız?

Cumhuriyetin aklanabilmesi ve insan haklarına dayanan demokratik bir hukuk siteminin tesisi için bunların tek tek hesabı verilmelidir. Sorumlular, ellerine geçen gücü maalesef suiistimal ettiler ve devrimlere fikren de olsa karşı çıkanları düşman bildiler ve insafsızca bu çarpık zihniyetle yok ettiler.

Prof. Dr. Ali Seyyar 28.10.2012

Milli mücadeleye çağrılıp sonra idam edilen yüz binlerce Müslüman” için bir yorum

  • 8 Haziran 2022 tarihinde, saat 12:59
    Permalink

    Toprak gübrelensin de Kamâl’in çiftlikleri daha verimli olsun diye.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: