Mustafa Kemal’in Karısı Fikriye’yi tabanca ile sırtından vuran yaver

Bir süredir Mustafa Kemal’in silahşörü ve yakın arkadaşı CHP milletvekili Recep Zühdü’nün metresi Fatma Medeniye’yi öldürdüğünü anlatıp duruyorum. Recep Zühdü deli raporu aldı, yargılanmaktan kurtuldu ve milletvekilliğine devam etti. Ama, 1935 yılında meydana gelen bu olaydan 11 yıl önce 1924 yılının Mayıs ayında Mustafa Kemal’in karısı Fikriye de Çankaya Köşkü’nde vurulmuş ve 9 gün sonra hastanede ölmüştü. Fikriye’yi, Mustafa Kemal’in yaveri Yüzbaşı Rusuhi Bey sırtından vurmuştu. 

Şimdi bu karışık olaya açıklık getireyim. Fikriye, Mustafa Kemal’in karısıdır. Mustafa Kemal, Fikriye’den boşanmadan Latife ile evlendi. Ama, Latife ile evlenmeden önce Fikriye’yi Almanya’ya gönderdi. Fikriye, Mustafa Kemal’in evlendiğini İsmet Bey’den (İnönü) öğrenince yıldırım gibi Türkiye’ye geldi. Ama İstanbul’da durduruldu ve Ankara’ya gitmesine yasak getirildi. Polis tarafında 7/24 izlemeye alındı. Bu 1923 yılında oldu. Bir buçuk yıl kadar sonra sahte kimlikle tren bileti alan Fikriye birden bire Ankara’da beliriverdi. Fikriye’nin Ankara’ya, köşke ulaşması (muhtemelen 13-14 Mayıs 1924) büyük şok yarattı. Mustafa Kemal, şaşırdı ve tepkisiz kaldı. Mustafa Kemal, Latife’ye Fikriye’den hiç söz etmemişti. Fikriye, elleriyle bizzat dayayıp döşediği, oturulur hale getirdiği Çankaya Köşkü’nde 3 gün kaldı. Mustafa Kemal, Fikriye’yi Latife’ye nasıl tanıttı, kimliği konusunda ne söyledi, bu 3 koca gün boyunca neler yaşandı? Sabah kahvaltıları nasıl yapıldı, akşam yemekleri nasıl yenildi? Latife Hanım masanın neresine, Fikriye neresine oturdu? Fikriye hangi odada yattı? İki kadın neler konuştular? Mustafa Kemal ile Fikriye neler konuştular? Üçü birlikte neler konuştular? Bilmiyoruz.

Sonra Fikriye, Çankaya Köşkü’nden ayrıldı ama Ankara’dan ayrılmadı. Üç gün Ulus’taki Karaoğlan Oteli’nde kaldı. Burada ağabeyi Ali Enver ve Fuat Bulca ile görüşüp, İstanbul’a gidecekti. Fuat Bulca, onun ve Mustafa Kemal’in evlilik şahidiydi. Aslında Fuat Bulca, 1881 Selanik doğumluydu. Mustafa Kemal’in yakın akrabasıydı. Askeri Rüştiye’de Mustafa Kemal ile birlikte okumuşlardı. Selanik’te beraber Fransızca çalışmışlar ve Avrupa usulü kadınlarla dans etmeyi öğrenmişlerdi. Birlikte subay çıkmışlar, birlikte Libya’ya gidip İtalyanlarla çarpışmışlardı. Megiddo Savaşı sırasında Şam’da İngilizlere yakalanan Fuat Bulca, esir kampından kısa sürede kurtuldu ve Anadolu’ya geçerek, Mustafa Kemal’e katıldı. Sakarya Savaşı sırasında tümen komutanlarından biriydi. Ayrıca Fikriye’yi de ta Selanik’ten tanımaktaydı.

Dedik ya, Mustafa Kemal, Fikriye’den resmen boşanmamıştı. Yasal olarak hala evliydiler. Fikriye, otelde Fuat Bulca’ya nikah şahidi olduğunu hatırlatmış ve ondan gereğini yapmasını istemiş olabilir. Belki de arabulucuydu. Mustafa Kemal, arkadaşı Fuat Bulca ile Fikriye’ye yeni teklifler iletmiş olabilir. Elbette Fikriye, bu görüşme sırasında kendi fikirlerini ve bundan böyle izleyeceği yolu Fuat Bulca’ya anlatmış olmalıdır. Fikriye sinirliydi, kafası karışıktı. Fuat Bulca, ondan duyduklarını Mustafa Kemal’e aktardı. Fikriye, 19 Mayıs 1924 günü (belki 20 Mayıs) öğleden sonra bir brike binip yeniden köşkün kapısına dayandı. Gelişmeler onu tatmin etmemişti. İçine sinmeyen şeyler vardı. Yeniden konuşma ihtiyacı hissetmişti. Briki süren arabacıya beklemesini söyledi. Ancak Köşk nizamiyesinde bir tuhaflık vardı. Her zamanki nöbetçiler ve bahçede tanıdık yaver yoktu. Değiştirilmişlerdi. Kapıdaki görevliye “Mustafa Kemal Paşa’nın yakınıyım” diye ısrar etti ve bahçeye girdi. Köşkün alt salonunda Yüzbaşı Muzaffer Kılıç, randevusuz olduğu için onu durdurdu. Muzaffer Kılıç, Fikriye’yi tanımaktaydı. Fikriye’nin ona iyiliği dokunmuştu. Hatta asker elbisesinin söküklerini dikmişti. Zavallı adam, iki arada bir derede kalmıştı, ne yapsın bilemiyordu. Fikriye’nin yüzü allak bullaktr. Muzaffer Kılıç, hızla merdivenlerden çıkıp Fikriye’nin geldiğini söyleyince, daha Mustafa Kemal ağzını açmadan Latife Hanım bağırmaya başladı.


Muzaffer Kılıç hatıralarında olayı şöyle anlatıyor:
“Latife Hanım birdenbire ‘Niye gelmiş, ne işi var? Dışarı atınız!’ diye söylenmeye başladı. Paşa da buna karşı bir şey diyemedi, aynı görüşü benimsedi. Aşağı indim. Fikriye Hanım’a Paşa’nın şimdi kabul edemeyeceğini, uygun zamanı daha sonra kendisine bildireceğimi söyledim. Kadın büsbütün öfkelendi. ‘Ne demek efendim, paşa beni muhakkak kabul eder. Siz yalan söylüyorsunuz. Burası benim evim demektir’ gibi sözlerle direnince, bu işin içinden yalnız çıkamayacağımı anladım. Telefonla Kurmay Albay Tevfik (Bıyıkoğlu) ve Yüzbaşı Rusuhi Bey’i yanıma çağırdım. Tevfik Bey, kadını soğukkanlılıkla yatıştırmaya çalışırken, Rusuhi Bey öfkelenip tehdit etmeye başladı. Hatta girdiği tuvaletin kapısını çalarak ‘Çık dışarı!’ diye bağırdı.”
Muzaffer Kılıç’ın yeğeni Altemur Kılıç, 80 yıl sonra o gün orada yaşananlar için Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan röportajda şöyle bir cümle kuracaktır: “Fikriye Hanım Çankaya’ya gelince, Latife Hanım ‘Kovun bu kadını!’ diyor. Amcam da ‘Hanımefendi, bu kadın zor günlerde bizim çamaşırlarımızı yıkadı, kovamam’ diye dikleniyor. Bunun için babama da, amcama da kızıyor Latife Hanım…
Rusuhi Bey, Fikriye’yi uzun süre kaldığı tuvaletten kapıyı kırarcasına zorla çıkardı. Tekme tokat salondan bahçeye doğru itti. Fikriye, kollarıyla kapıya tutundu ve köşkten çıkmamak için direndi. Kıran kırana bir arbede yaşandı. Belki de Fikriye, Paşa’sına seslendi. “Kemal, Kemal neredesin? Neler yapıyorlar bak!” 9-10 metre ötede, yukarıda, merdiven başındaki Mustafa Kemal, bütün sesleri duyuyor ve fakat çıtını çıkartmıyordu. Fikriye’nin çantasında bir tabanca vardı. Bu tabancayı ona İsmet Bey (İnönü) vermiştir. “Yunan Ankara’ya yaklaştı. Belki lazım olur. Gerekirse kendini korumak için kullan” demişti. 6.35 çapında, iki namlulu, iki mermi alan küçük bir kadın tabancasıydı. Menzili 10-15 metre kadardı. Fikriye o arbede sırasında tabancasını çekti mi? Belki de çekti. Bilmiyoruz…

Ancak, bu sırada Rusuhi Bey tabancasını çekti ve zaptetmekte zorlandığı Fikriye’yi sırtından vurdu. Fikriye, bir görüşe göre, Köşk’ün alt salonunda, bir görüşe göre bahçede, bir görüşe göre de zorla bindirildiği atlı arabada vurulmuştur.


Kaynak: Fatih Bayhan, Fikriye Hanım

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: