Olmasaydın olmazdık masalı

“Kurtuluşun ancak silahlı bir mücadeleden geçtiğini ilk olarak ortaya atan bendim”1 (Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa)

Bu hafta zafer haftası. Yani kirli ayakları ve pis mevcudiyeti ile bu mukaddes toprakları örseleyen İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve bir sürü haysiyetsiz topluluklardan oluşan düşmanın mağlubiyeti ile sonuçlanacak olan büyük taarruzun başladığı günün 93. yıldönümü. Bugün kazandığımız bu milli zafer hepimizi sevindirir ve gözlerimizi nemlendirir elbette. Fakat ortada ciddi bir sıkıntı var. Şöyle ki; millet olarak canımızı dişimize takarak taşla, sopayla, kürekle, kazmayla, kağnıyla, çarşaflı Elif Nineyle, sakallı Abdurrahman dedeyle kazandığımız bu zafer kimin? Yani bir kişi mi kazandı bu koca zaferi, yoksa içinde ümmetin gizli olduğu kocaman bir yürek mi? Bu soruya vereceğiniz cevap tarihe nereden ve hangi açıyla baktığınızı da ele verecektir.

Tarihimiz, bilhassa yakın tarihimiz “Yalan Tarih – Dev Yalanlar” ile doludur. Biz sistemin bize uydurduğu yalan tarihi gerçek zannederek büyüyen zavallı nesilleriz. Bizlere doğru olan ve yaşanılan tarihi değil hadiseleri ve karakterleri sonradan masa başında üretilen yalan bir tarih öğretildi. Meselâ bu yalanlardan birinin üstünü hafifçe açalım ve bugünün önemine binaen uydurulan yalan tarihi deşifre etmeye başlayalım;

Bizlere daima ve her okul sınıfı düzeyinde, millî mücadeleyi başlatmak için Anadolu’ya ilk geçen ve hatta bırakınız geçmeyi köhne, pusulası bozuk ve su alan bir taka ile Anadolu’ya gizlice giden ilk ve tek paşa olarak Mustafa Kemal Paşa gösterilmedi mi?… Hâlbuki bu bilginin yanlış olduğunu anlamak için derinlemesine bir tarihi araştırmaya girmek değil, birkaç tarih kitabı kurcalamak yeterli olacaktır.

Nitekim bugün Türkiye’de yaşayan herkes tarafından milli mücadelenin tek kahramanı ve mimarı olarak bilinen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Samsun üzerinden Anadolu’ya geçti, Fakat Doğu Anadolu’da Ermenilere karşı başlatılan cihadın destansı kahramanı Kâzım Karabekir Paşa ise, Sultan Vahideddin Han’dan resmen Millî Mücadeleyi başlatmak için yani bu ismi kullanarak 1919’un Nisan başlarında izin aldı ve Trabzon üzerinden Anadolu’ya geçti. Daha sonra Mersinli Cemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Cafer Tayyar Paşa ve daha nice Paşalar 19 Mayıs’a kadar, yani Mustafa Kemal Paşa’dan daha önce Anadolu’daki yerlerini almıştı ve en nihayet Anadolu’ya en son Mustafa Kemal Paşa geçti.2 Yani Anadolu’ya geçen ilk değil son paşa Mustafa Kemal Paşa’dır. Bize yutturulmaya çalışılan tarihle hakiki tarih ne kadar farklı değil mi?

Memleketin düşman işgalinden kurtulması için ordu, saray ve bürokrasi üçgeninin seçtiği ve Anadolu’ya gönderdiği Mustafa Kemal Paşa’nın 16 Mayıs Cuma günü Cuma Namazı’nı kıldıktan, Sultan Vahideddin Han’ın elini öptükten ve Kur’an-ı Kerim üzerine elini koyup, bağlılık yemini ettikten sonra Bandırma’ya binip yola çıktığı gün için sarayda vazifeli olan Başkâtip Ali Fuat Bey hatıralarında şöyle bahseder;

“…Mayıs ayının ortalarına kadar Anadolu’ya sürekli rütbeli subay ve paşa akışı devam etti. Ve en son Mustafa Kemal Paşa geçti. 16 Mayıs 1919 Cuma günü Sultan çok sevinçliydi. Bu sevincin sebebini kendisine sorduğumda ise bana;

Kâtip çok sevinçliyim, zira Satranç tahtasındaki ‘Şah’ı da bugün gönderdim. Tahta artık tamamdır” cevabını verdi…”3

Elimizdeki resmi belgelerden anlıyoruz ki, Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a varır varmaz, Sultan Vahideddin Han’ın bizzat kendisine, Sadrazam Damat Ferid Paşa’ya, Milli Savunma Bakanı’na, Genelkurmay Başkanı’na ve İçişleri Bakanı’na birer telgraf gönderir. Bu telgrafların içeriğinde paşa, kendisinin Samsun’a ayak bastığını buradaki halkın milli etiketli bir mücadeleye hazır olduğunu kendisinin de görevlendirildiği vazifeleri yapmaya başladığını bizzat bildirir.4 İyi ama rejimin kalemşorluğunu yapan devrim tarihçilerine şu soruyu sormanın zamanı geldi; Beyler, Mustafa Kemal Paşa hani görevlendirilmemişti, hani kendisi kaçmıştı? Bunun böyle olmadığını bizzat paşanın kendisi Samsun’dan İstanbul’daki en yetkili insanlara gönderdiği telgraflarla ifade ediyor. Yani, üzgünüm ama sizi bizzat paşa yalanlıyor.

İşgal kuvvetleri ile ilk defa silahlı mücadeleye başlayan doğu cephesinin efsane ismi Kâzım Karabekir Paşa, İstiklâl Harbi’ni kimin başlattığını, şahit, zaman ve yer göstererek şöyle açıklıyor;

“İstiklâl Harbi’ni başlatmak, kurtuluşun ancak silahlı bir mücadeleden geçtiğini ilk olarak ortaya atan bendim. Bu savaşın daha sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından da benimsenecek siyasî ve askerî esas planlarını ben hazırladım. Bu planlardan ilk önce 1918’in sonlarında İstanbul Zeyrek’teki ağabeyimin Süleymaniye Camii’ni gören evinin bahçesinde, konuyu İsmet Bey’e (İnönü) açtım ve onunla tartıştık. İsmet Bey dinledi ve sonra bu mücadelenin gereksiz olacağına hükmederek bana;

…Kâzım Bey kardeşim, bitti, her şey bitti. Anadolu’daki birkaç köylü ile olacak şey değildir bu iş. Her ikimiz de emekli olalım. Adana’dan toprak alalım ve ziraatle uğraşalım. Sen Kâzım Ağa ol, ben de İsmet Ağa” cevabını verdi.”5

Ne tuhaf değil mi? milli mücadelenin muzaffer kumandanı ve batı cephesinin eşsiz kahramanı diye bizl78ere anlatılan İsmet Paşa meğerse emekli olmayı toprak alıp ziraatle uğraşmayı ve vatanı öyle düşman çizmeleri ile ezilirken bırakmayı düşünüyormuş. Bize anlatılan ve öğretilen İsmet Paşa ile hakiki İsmet Paşa arasında dağlar denizler kadar fark varmış. Bu arada laf aramızda İsmet Paşa, milli mücadele tarihinin; zaferi olmayan, girdiği her savaşta mağlup olan ve memlekete acı faturalar çıkaran galibiyetsiz tek paşadır…

Nasıl saçma tarih masalları ile uyutulmuşuz değil mi?…

1) Kâzım Karabekir; İstiklâl Harbimiz, Sf; 38

2) Enver Behnan Şapolyo, M. Kemal ve Millî Mücadele Tarihi, Sf; 328

3) Ali Fuat Türkgeldi; Görüp İşittiklerim, Sf;146

4) Ahmet Anapalı, Kurtuluşun Faturasını Ödeyen Adam, s. 216-222, İstanbul 2011

5) K. Karabekir; İstiklâl Harbimiz, Sf; 38

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: