Osmanlı’da bozulma ne zaman başladı?



Laik tarihçi ve yazar takımı Osmanlı’yı sürekli olarak zaaf içinde, çaresiz, ve bir türlü bir istikrar ve düzen tutturamamış ve de adaletsiz olarak tanıtmaktadırlar. Gerek okullardaki resmi tarih kitaplarında gerek bazı üniversitelerde kürsülerde gerek medyada sürekli olarak olumsuz şeyler görülüyor. Anlatılanların yazılıp çizilenlerin bir kısmı düpedüz yalan; bir kısmı tabiri caizse, fıkıhta ahlakta ve usuldeki metodlarımız olan ‘husnu zan, beraati zimme, adil şahitler, cerh tadil ve rivayet tenkidi ve dirayet tenkidi’ gibi temel kriterlerin hiç birisine tabi tutulmadan, batı tarzı tarihçilik ile, ‘her söyleneni bilgi belge olarak kabul edip’ hakikat diye aldıkları mübalağa ve iftiralar; ve bir kısmı da tahrif edilmiş gerçekler.. Bir asırdır böyle, ağızlarının suyu aka aka anlatıp dururlar.. Aynı tarafgir ve anakronik bakış açısı Emevi ve Abbasi için de geçerli..

Aslında tarih şeridi üzerinde cetvel kalem ile kesin bir dönüm noktası olarak bıçakla keser gibi ‘aha burası duraklama, burası gerileme’ veya ‘şurada bozulma başladı’ gibi bir tasnif mümkün olmadığı halde ısrarla gerilemeyi erkene ve yine duraklamayı da daha erkene çekmişlerdir. Bozulma konusu ise tam bir trajikomedi. Hem ilk asırlara kuruluş ve yükselme dönemi diyorlar hem de ta yükselmeden hatta neredeyse kuruluştan başlatıyorlar bozulmayı(?) Modern bir tabir var tam bu ayak oyunlarını tarif ediyor; ‘algı operasyonu’.. Yeni nesilleri böylece ‘şartlandırıp’ duruyorlar.

Yahu bu nasıl bir duraklama ve gerileme ki; düşünün; karada Uyvar fethi gibi fetihler, deryada İzlanda seferi gibi akınlar devam ediyor, Vakıflar dört koldan işliyor, Paris’te ilk Türk elçi heyetini hayrân hayrân temâşa için sosyete izdiham yapıyor, Hazerfan ve Lagari uçuyor, İlk Denizaltı modeli yapılıyor, Çiçek aşısı keşfediliyor, ilk itfaiye Tulumba ocağı kuruluyor, Medreseler ilim irfan almış yürümüş; sözde en berbat devirlerinde bile Amerika Birleşik Devletleri haraca bağlanıyor ve Rus Çarlığı’nın ve Zındık Safevi’nin burnu sürtülüyor; ve en mühim olanı da; Atlantik’ten Pasifik’e, Fas’tan Açe’ye, Türkistan’dan Hint Gucerat’tan Habeş’e Nijer’e, bütün Ümmeti Muhammed’e hamilik yapılıyor ve hepsinden de Hilafete biat gelmeye devam ediyor!? Başta bu, “İmam Kalkandır” hadisi mucibince icra edilen Hilafet makamının temsiliyeti, ve İslam alemine söz gecirebilen tek mercii olma hususiyeti olmak üzere yukarda üç beş tanesini saydığım yüz akı hadiseler gibi daha yüzlerce sayabilirim. İster 17. ister 18. isterse de 19. yüzyıldan..

Bu arada, şunu da ekleyelim, Emevi, Abbasi ve Osmanlı resmi sınırlarını gösteren tarih atlasları da yanlış bir yönlendirme yapıyor. Mesela Osmanlı resmi hudutları: hepimizin bildiği o en geniş devrini Süleyman asrını ve sonraki asrı düşünün; işte o haritanın rahat iki katıdır gerçek sınırlar! Çünkü Türkistan Hanlıkları, Gucerat Sultanı, Açe Darusselam Sultanlığı, Fas Sultanlığı, ve diger tüm memalik-i islamiyye İstanbul’daki Halifeye biatlı idi..

Âlem-i İslam ile İstanbul arasındaki temas hiç bir zaman kesilmemiştir. Bunda hem o devletciklerin zaman zaman payitaht ile haberleşmeleri, bazen yardım talepleri bazen istihbarat paylaşımları vs diplomatik ilişkiler etkili olmuştur. Fas Sultanlığı’nın davetiyle oraya intikal eden Osmanlı ordusunun İspanyol ve Portekiz ordusunu imha ettiği ve Portekiz kralı Don Sabestian’ın geberdiği Kasralkebir savaşında, veya Açe Darusselam Sultanlığı’nın yardım talebi üzerine Sumatra’ya bir Osmanlı donanmasının gönderilmesi ve Sömürgeci Portekiz’e kök söktürmesinde, veya Türkistan Hânı’nın talebi üzerine Yeniçeri ve mühimmat gönderilmesinde ve benzer sayısız hadisede gördüğümüz gibi..

Hem de Hacc ve umre için islam dünyasının dört bir yanından gelen ulema, ümerâ ve halkların Hicaz’da kurdukları temas ve kardeşlik bağları etkili olmuştur.

Gerileme ve Duraklama bahsi bir yana; şu, Devlette ve Toplumda Bozulma konusuna gelirsek.

Ama önce şu suali cevaplayalım, Osmanlı neden yıkıldı? El cevap; çoklu etken durumu yani fikri, siyasi, iktisadi vs bir çok sebebin bir arada bir neticeyi doğurması sözkonusu olmakla birlikte siyasi sebep olarak sayacak olursak iki temel sebep vardır:

“Dahilde” Sabetay Mason İttihatçıların ve Şerif Hüseyin’den Efgani’ye Kevâkibi’ye çeşitli hain zenadıkanın bin bir çeşit fitnesi ve fesadı, ihaneti; ve bu ihanetlere eşzamanlı olarak “Hariçten” yedi düvelin aç köpekler gibi çullanmasıyla yıkıldı Hilafet Devleti Osmanlı!

Kemalist paganlar bellemişler bir iki risaleyi ıslahatnâmeyi, hangi devirde hangi şartlarda ve nasıl bir şahsiyet tarafından ve neden yazıldıklarını bile doğru dürüst anlamadan ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Yok bozulma Kanuni’den başladı yok Fatih’ten başladı.. Beyinsiz meczuplar! Yok, canım, aslında Osman Gazi’den başladı bozulma; çünkü kurulmasaydı yıkılmazdı(!)

Bir bumerang fırlatsam hava sularına gidip gelecek kadar, bir koşu yüzüp gelme mesafesi kadar dibimizdeki Ege Adalarına hatta daha yakındaki kayalıķlara falezlere bile sözü geçmeyen Kemalistler, bayrağı ve buyruğu tâ Atlantik’ten Pasifik’e kadar taşımış bir cihan devletini şanlı Hilâfeti kıskanıyor, kinlerinden kuduruyor ve itibarsızlaştırmak için her yolu deniyorlar..

Bu müşriklerle tarihi münazara yapmak vakit kaybıdır. Zekâ ve Insaf seviyelerini tesbit çok zor çünkü. Kestirmeden, duygularına düşüncelerine tercüman olacak olan şu sözleri deyip geçmelidir: “He yavrum, he tosunum; Osmanlı’da bozulma aslında Osman ve Orhan gâziler ile başlar; çünkü kurmasalardı yıkılmazdı”

Az biraz zekâ ve insaf sahibi olanlara ise konuya şuradan girilebilir; Tanzimat, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Partisi, 1909 darbesi, sonra da Cihan harbi.. Ve Çanakkale Ingiliz’e mezar edilip, Fahreddin Paşa Medine’de, Halil Kut Paşa Bağdat önlerinde aslanlar gibi vuruşur ve Nuri Paşa’lar Kafkasya fethini gerçekleştirirken.. Sahi hiç bir cephede hezimet yoktu da Mondros’a nasıl gidildi? 1918 Filistin cephesi bozgunu ile!.. Onun da sebebini siz araştırın..


Levent AKINCI

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: