Yaşasın mı Cumhuriyet?

Müslüman-Türk yurdunda İngiliz yönetim şekli…

Yaşasın Cumhuriyet!

29 Ekim 1923.

Bu tarihten önce Anadolu’da Müslüman Türk Milletinin kendi inancı kendi öz değerleri kendi kültürü egemenken o tarihten sonra Türk’e Müslümana ait olan herşey bir anda bıçakla kesilir gibi kesildi ve yıllarca savaştığımız düşmanlarımıza ait herşeyi aldık.

Yaşasın Cumhuriyet!

Halifelik gitti, İngiliz yönetim şekli olan Cumhuriyeti aldık.

600 sene 3 kıtayı insan hakları, adalet ve hoşgörü ile yöneten biz Yunanistan’dan demokrasiyi aldık.

O yıllarda saltanatla yönetilen Osmanlı’ya gerici dediler şu an yani 2020′ li yıllarda saltanatla yönetilen çağdaş Avrupa’ya hiç toz kondurmadılar. Ama İngilizler yıkmak bölmek parçalamak istedikleri ülkelere Cumhuriyet’i pazarladı. Hemen aldık.

Şu an krallıkla yönetilen yani tek adamla yönetilen süper güç dünya ülkeleri neden sözde mükemmel olan Cumhuriyetle yönetilmiyor diye sormazlar mı adama?

Yaşasın Cumhuriyet sloganlarıyla en zengin alfabemiz aynı zamanda öz Türkçe olan Osmanlıca gitti, Latin Alfabesi geldi. Kendi kanunumuz olan Mecelle gitti, Almanya’dan İtalya’dan, İsviçre’den yasalar geldi. İngiliz ölçü birimleri geldi. Yahudi giysileri geldi. Ve daha neler neler… İğneden ipliğe herşeyimizle düşmana benzedik.

Yaşasın Cumhuriyet!

Resmi tarihimizi bile İngilizler’in yalanlarla saptırmalarla yazdığı ve herkese körü körüne ezberletildiği bir tarihimiz var. Kut’ül Amare Zaferini 2020’li yıllarda öğrendiğimiz bir tarihimiz var. Selanik’ten gelen birinin Yarbay rütbesiyle ülkeyi kurtardığını yazan tarihimiz var. Nedense Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve onlarca yüzlerce üst düzey komutanların adı geçmez.

Yaşasın Cumhuriyet!

Her kafadan bir sesin çıktığı bu yönetim şekli işlevsel olmayıp aynı zamanda kısırdır.


Cumhuriyet kelimesi Arapça kökenlidir ve cem (çok, çoğul) kökünden türemiştir. Cem’den cumhur (halk) oluşmuştur. Cumhuriyet ise halka ait, halkla ilgili diye bilinir. Bir yönetim şekli, halk egemenliğini, halkın karar verici olmasını esas alan bir yönetim şeklidir. İnsan ürünüdür dolayısıyla eksiktir, hatalıdır. Sözde halkın kendini yönettiği bu yönetim Türkiye’de çok partili seçimlerin başladığı 1950’lere kadar hiçbir zaman hiçbir konuda halk karar verici olmamıştır.

Halk, cahil, kendi hakkını, menfaatını bilmeyen bir topluluk bir reaya (sürü) olarak görülmüştür. Halkın yönetime karşı hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından Osmanlı dönemi ile tek parti dönemi (1923/1950) arasında bir fark olmamıştır. Aksine hükümet şiddetiyle toplumsal hayatın değiştirilmeye çalışılması çabalarından halk bu dönemde daha çok baskıya şiddete maruz kalmıştır…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: